BASINDA TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ

03.03.2005 - Vakit Gazetesi- Ali EREN

"Türk-İslâm Birliği"

Yazımızın başlığı, hem bir derginin ismi, hem de bir konferansın konusudur. Ve hem tarihte yaşanmış bir gerçek, hem de tekrar yaşanması mümkün bir ideal, bir gaye ve bir hedeftir.

"Ben, Türk ve Müslümanım" diyenler de, sadece "Türk'üm" veya sadece "Müslümanım" diyenler de bu idealde olmalı, bu yönde düşünmelidir. Zira hedeflenen birlik, hem Türk olanların birliği, hem Müslüman olanların birliği, hem de Türk ve Müslüman olanların birliğidir. Yani, sadece Türk ve Müslüman olanların değil.

"Birlikten kuvvet doğar."

Birer ticarî birlik olan şirket ve holdingler de siyasî birlikler de daha kuvvetli olmak gayesiyle kurulmuştur.

Zamanımızda güç ve kuvvet -neredeyse- tek geçerli akçe oldu. "Asrımız bilgi asrıdır" deniyorsa da, gerçekte bilgiyi kuvvete dönüştürme asrıdır. Yani yine devrede olan kuvvettir.

Peki, düşünülen birliğin gerçekleşme şansı var mı? Var. Tarihteki misali de Osmanlı ulu çınarı.

Söğüt'te yeşeren bu çınar, önce kendi suyunu aldı; kuvvetlendi, topuğu üzerine oturdu; sonra etrafa dal budak saldı, birçoklarını ulu gölgesi altında serinletti.

Sonra da yıkılıp gitti mi diyorsunuz? Hayır. Bunu söylemeye tek hakkı olmayan topluluk biziz. Çünkü onlar gitti, şimdi emanet bizde. "Osmanlı şu şu hataları yaptı. Şunu şöyle yapmamalıydı" gibi suç bulmak yerine, hatasızını yapabiliyorsak kendimiz yapmalıyız.

Osmanlı, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir güç ve hizmet sergiledikten sonra, her devlet gibi ömrünü doldurdu ve bu hizmetin devamını bize vasiyet ederek gitti. Ya türbelerinden, "Ben bu kadar yapabildim. Kolaysa daha iyisini sen yap" diyorlarsa... Böyle deseler bile, bizi mahçup etmemek için, "Biz hatalıysak bile, sizi Avrupa kapılarında yalvaracak kadar da mı kötü bırakıp gittik? Nedir bu hâliniz!" bile demezler. Hâlimiz ortada. "Geleceksen, değerlerini at da gel" diyen ve bizi soyup soğana çevirmek isteyen AB kapısını aşındırıyoruz. Bize, "Ağabey" diyen Türk devletlerini duymayıp, Batı'ya, AB'ye "Ağabey" demek, bir mânâda güneşe sırt çevirmektir.

Değişmez kaidedir: Kendisi olamayanlar mankurtlaşır, başkasının kölesi olurlar.

AB değişmez. Bunların cinsi cinsine çekiyor hep. Dedeleri de böyleydi. Dün İngilizdi, bugün ABD ve AB... Ha AB, ha ABD... Görünüşte bir harf farklı olsalar da hepsi aynı bıçağın demirinden. Ortak gayeleri bizi bölüp parçalayarak ya öldürmek, ya sömürmek, ya da birbirimize düşürüp parsayı toplamak. Doksanlık bir Arabın meseleyi anlayışına bakın.

Bu sene hacdaydım. Sultan 2. Abdülhamid'in yaptırdığı Hicaz demiryolu şimdi yok, ama Medine tren istasyonu hâlâ duruyor. Yakınında, yine Osmanlının yaptırdığı küçük bir cami var. Camideki doksanlık ihtiyarın söyledikleri, "Bizi arkadan vurdular" diye Arapları suçlayanlara net güzel bir izahtır. "Ahh Osmanlı, ahh Sultan Hamid" diye ağlayan ihtiyar şöyle diyordu:

"Evlâdım, İngilizler bizi, 'Türkler sizi asırlarca sömürdü' diye kandırırken, sizi de, 'Araplar sizi arkadan vurdu' diye kandırarak, bizi birbirimize düşman ettiler. Bizim, hurma ve zemzemden başka neyimiz var ki, bizi sömürmüş olacaksınız. Bizi sömürmediniz, beslediniz. Sizin bizi sömürdüğünüz ne kadar doğruysa, bizim sizi arkadan vurduğumuz da o kadar doğrudur. Gerçi; Arapların, onların istismar ettiği kadar yaptıkları var, ama o Arapları kandıranlar da yine İngilizlerin adamıydı. Hem bizi size karşı kandırdılar, hem de sizi bize karşı."

İşte işin özü, asıl esası bu yaşlı Arabın bu sözlerinde. Tarih de buna şahittir, günümüz de. Öyleyse şu birlik bu birlik değil, kendi birliğimiz olmalı. Olur mu? Elbette olur...

Bir zamanlar bizim üzengimizi öpmeyi şeref sayanlar kuvvetlenebildiyse, biz niçin eski hâlimize dönemeyelim? Tarih tekerrür etmiyor mu? Niçin bir daha tekerrür etmesin?

Bu satırları yazmamın sebebini arzedeyim.

Bilim Araştırma Vakfı ile Millî Değerleri Koruma Vakfı, Türk-İslâm Birliği'ni yeniden dile getirmek gayesiyle, 54 gazeteci, yazar, siyasî ve akademisyenin bu konu ile ilgili yazısını, "Türk-İslâm Birliği" dergisinde topladı. Bendeniz de bir yazı yazdım. İki gün önceki Salı günü, Sirkeci'deki Sepetçiler Kasrı'nda derginin tanıtım toplantısı vardı. Bu yazı o toplantıdaki intibamın neticesidir.

ANA SAYFA