BASINDA TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ

16.03.2005 - Yeni Şafak- Yusuf KAPLAN

İslâm'ın Üçüncü Medeniyet Dalgası-2

Her şeyden önce, şu yakıcı soruları sormak gerekiyor: Bir müslüman olarak İslâm'ın üçüncü medeniyet dalgasından sözederken, bir temennide mi bulunuyorum; boş bir hayal mi görüyorum? Yoksa dünya tarihinin akışını değiştirecek yepyeni bir hamleye, bir sıçramaya, bir açılım ve atılıma dikkat mi çekmek istiyorum? Ve ayrıca, hakikaten böyle bir şey olacaksa, nasıl olacak bu "iş"?

Meseleyi çok daha özlü bir şekilde "ne olacak?", "niçin olacak?" ve "nasıl olacak?" sorularıyla da formüle edebiliriz. Bu sorular etrafında meseleyi açımlamadan önce ise, "şu âna kadar ve şu ân olan şey ne?" sorusuna cevap vermemiz gerekiyor.

İç dinamikler, dış dinamikler...

200 yıldan bu yana İslâm dünyasında bir medeniyet buhranı yaşanıyor. Bu buhran'ın iç dinamiklerle ilgili yanları olduğu kadar dış dinamiklerle ilgili, ilintili, ilişkili yanları da var. Hatta ben, yaşadığımız medeniyet buhranının iç dinamiklerden çok dış dinamiklerle ilintili yanlarının daha belirgin, belirleyici ve baskın olduğu kanısınayım.

Bunları söylerken, bu ülkede olup biten olumsuzlukları, "başımıza gelen kötülükleri" hep dış güçlerle açıklama sığlığına düşenlerle aynı yerde olmadığımı, aynı şeyleri söyleme açmazı sergilemediğimi vurgulamak istiyorum. Bizim yaşadığımız medeniyet buhranının iç dinamiklerden çok dış dinamiklerle ilintili olduğunu söylerken hem yakın (modern), hem de uzak (klasik) tarihi seferber ederek, tarih felsefesi birikimini harekete geçirerek konuşuyorum: Bütün bunları aynı zamanda bir medeniyetler tipolojisi çıkararak ve İslâmî kaynakların ışığında küçük de olsa bir tür bir tarih felsefesi çalışmasına soyunarak yapma cesareti gösteriyorum. Bu konuyu sonraki yazılarda ayrıntılı olarak tartışacağım.

Medeniyet, sivilizasyon ve uygarlık...

Bundan sonraki söyleyeceklerime ışık tutması bakımından ve üstad Cemil Meriç'in "kamus namustur" veciz sözünden hareketle, medeniyet, sivilizasyon ve uygarlık kavramlarını farklı anlamlarda kullandığımı vurgulamak istiyorum.

Öncelikle uygarlık sözcüğünün hiçbir anlamı, tarihselliği, hafızası, derinliği olmayan uydurma, hatta saçma-sapan bir sözcük olduğunu düşünüyor ve bu sözcüğün sözlüklerden çıkarılmasını öneriyorum.

Sivilizasyon (civilization)'la medeniyet kavramlarını da birbirinden ayırıyorum. Bu kavramlar, farklı dünya tasavvurlarının hem ürünü, hem de kaçınılmaz olarak bu dünya tasavvurlarını bütün kendine özgü özellikleriyle özetleyen, ifşa ve ifade eden, ele veren kavramlardır.

Sivilizasyon kavramı, tarihte sadece pagan toplumların dünya ve hayat tasavvurlarını açıklayan bir kavramdır. Her e kadar bu kavram, 18. yüzyılda icat edilmiş olsa da, biraz da bizzat 18. yüzyılda icat edilmesi nedeniyle sadece paganları, Peter Gay'in "modern paganizm" diye tarif ettiği seküler Batı'yı izah edebilecek bir kavramdır. Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, sivilizasyon, Rönesans ve Reormasyon'dan sonraki süreçte Batı'da hegemonya, otorite ve meşruiyet kayaklarını belirleyegelen Kilise otoritesine karşı sivil / seküler alanların genişletilmesine ve zamanla SEKÜLER siyasî, toplumsal, kültürel ve entelektüel otorite, hegemonya ve meşruiyet kaynaklarını tanımlayabilecek, belirleyebilecek, şekil ve yön verebilecek bir KONUM'a ulaşması çabasına işaret eder ve bu çabayı ifa, ifşa ve ifade eder.

Özetle sivilizasyon kavramı, pagan tecrübenin neo-pagan ve tekno-pagan versiyonlarını üreten ve temsil eden Batı için kullanılacak bir kavramdır. Dolayısıyla sivilizasyon kavramı, hem diğer kadîm medeniyet tecrüblerini, hem de İslâm medeniyeti tecrübesini izah etmekte yetersizdir; yetersiz olduğu için de buna yetkisi yoktur. Çünkü sivilizasyon kavramı yalnızca fizik gerçekliği eksene alır; fizikötesi gerçekliği, işin kolayına kaçarak ya yoksayar ya da fizik gerçekliğin Marcuse'ün yerinde tanımlamasıyla "tek boyutlu" kavramlarıyla ve dar/altılmış dünyasıyla fizikötesi gerçekliği de tanımlamaya kalkışır. Birincisi, çocuksuluk'tur, ikincisi ise en hafif ifadeyle sululuk, daha açıklayıcı bir ifadeyle ise epistemolojik ve ontolojik ahlâksızlıktır; ki bu da haddini bilmemek, haddini aşmaktır.

Medeniyet kavramı da yenidir; 19. yüzyılda icat edilmiştir; ama bu kavramı ortaya atanlar, İslâmî dünya ve hayat tasavvurunun boyutlarının farkında olan kişiler olduğu için, bu kavram, sivilizasyon gibi dar ve daraltılmış bir anlam ve hayat dünyasına sahip değildir. İslâm'ın hem tarihsel tecrübesini, hem de daha da önemlisi kuşatıcı âlem tasavvurunu açıklayabilecek kuşatıcılığa, kapsama, hayat ve varoluş alanına sahip bir kavramdır.

O yüzden bundan böyle kadîm medeniyetlerden, özellikle de İslâm medeniyetinden bahsederken "medeniyet" kavramını; pagan ve neo-paganlardan, dolayısıyla Batı dünya ve hayat tasavvurundan bahsederken sivilizasyon kavramını kullanacağım. Dolayısıyla uygarlık sözcüğünü en azından benim lügatçemden çıkarmış ve çöpe atmış oluyorum.

Dil, önemlidir. İnsanlar, kavramlarla düşünür ve hayatını anlamlı veya anlamsız şekillerde sürdürür. Kavramlarınız size aitse, hayatınızı ve dünyayı ona göre anlamlı bir şekilde algılar, yorumlar ve yaşarsınız. Eğer kullandığınız kavramlar, size ait değilse, hayatınızı ve dünyayı anlamlı şekillerde algılayabilmeniz, yorumlayabilmeniz ve yaşayabilmeniz zorlaşır; sadece başkalarının kendi kavram ve anlam dünyaları ile belirledikleri bir dünyada ne olup bittiğini anlamadan ve kavramadan oraya buraya sürüklenir durursunuz.

Pazartesi gününden itibaren, yazının başında sorduğum "ne, niçin ve nasıl olacak?" soruları ile "olup-biten ve olan ne?" sorularını yavaş yavaş cevaplandırmaya başlayarak İslâm'ın üçüncü medeniyet dalgasını özlü ve açıklayıcı grafikerle izah etmeye geçebiliriz.

ANA SAYFA