BASINDA TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ

Milli Gazete - Afet ILGAZ

"Türk-İslâm Birliği Dergisi"nin Denktaş Daveti

Cumhurbaşkanı'nın Suriye gezisini izlerken, o gün, yani çarşamba günü katıldığım BAV'ın, "Rauf DenktaşOnur Günü"nde konuşulanları düşündüm. Çünkü Suriye'deki karşılamada gördüklerim, toplantıda konuşan Tarkan Yavaş ve Altuğ Berker Beylerin konuşmalarını tamamlıyor gibiydi.

Biliyorsunuz BAV (Bilim Araştırma Vakfı) Türk-İslâm Birliği adlı bir dergi çıkarıyor. O gün, derginin ikinci sayısı da çıkmıştı, bize hediye ettiler. Rauf Denktaş'ın cumhurbaşkanlığından ayrılması öncesinde, "kokteyl" olarak adlandırılan bu dâvet, aynı zamanda dergiye adını veren Türk-İslâm Birliği'ni, bir "vizyon" olarak açıklamak, adlandırmak için de bir vesile olmuştu.

Önce, KıbrısBarış Harekatı'nın ağırlıkta olduğu ve Kıbrıs'ta yapılan mezalimin de yer aldığı bir fotoğraf sergisini dolaştık. Sonra bir sinevizyon gösterisi, sonra da konuşmalar.Denktaş'ın konuşmasından önce, Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Yavaş ve Millî Değerleri Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Altuğ Berker konuştular.

Karşımızda büyük bir Osmanlı haritası. Bu haritaya bakarken anlatılanları dinlemek de bu yüzden çok anlamlıydı. Türklerin hiçbir politik proje üretemeden, sürekli savunma ve "tepki"lerini içeren politikalar yürüttükleri söylenir.Bu, şimdilerde doğrudur. Ama bir yandan da Avrupa Birliği'nin veya ABD'nin geliştirdikleri ve yaydıkları "global" politikaların yanında, yükselen bir "Türk-İslâm Birliği" politikası kaçınılmaz olarak kendini duyurmaya başladı.

Dünya hepsini denemişti, deniyordu. Kim hangi birliğin içinde rahat ederse, orda yer almalıydı. Türk-İslâm Birliği, hiçbir şeyi dayatmıyor ve hiçbir şeye zorlamıyordu. Tam tersine, şartlar, dünyanın bir bölümünü oraya doğru sürüklüyordu. Açlık, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, sömürgecilik, yeni sömürgecilik, entegrasyon veya asimilasyon zorlamaları, savaşlar, terörizm, dünyanın bir bölümünü, kendine uygun birlikler kurmaya mecbur bırakıyordu. Eşyanın tabiatında vardı bu. Eviniz tamir edilmeyecek kadar harapsa onu değiştirir, yeni bir ev aramaya başlarsınız. Tarkan Yavaş'ın şu tesbiti çok doğruydu:

"Türkiye'nin böyle bir birliğe liderlik etme zarureti, bir iddiadan kaynaklanmıyor; tam tersine, onun devlet tecrübesi ve tarihi şartlar, onu buna mecbur ediyor."

Konuşmacı iki genç, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in bu konudaki tesbit ve teklifini, Cezayir'den yükselen, Buteflika'nın böyle bir birliğe duyulan ihtiyacı dile getirici sözlerini hatırlattı. Onları dinlerken ben de, Filistin'in müteveffa lideri Arafat'ın:

"Nerdesiniz, niye gelmiyorsunuz?" seslenişlerini duyar gibi oldum.Hatta Türkiye'de tedavi olmak isteyip de olamayışını hatırladım. AÇE'ye giden yardım teşkilâtlarını karşılayan Açelilerin Türk sevgisini, hatta, ta Yemenlerde hâlâ hatırlanan Türk mevcudiyetini...

İşte o gece Cumhurbaşkanı Sezer'i karşılayan Suriyelilerin açtıkları pankartları ve bayraklarımızı görünce, hep bunları düşündüm. Sonra Azerbaycan'ın "biz iki devlet, tek milletiz" parolasını...

Dünyanın her tarafında ne kadar çok bizden ayrı düşmüş Türk var. Bu, bir sevinçtir. Gerçekten, o gün, genç konuşmacıların vurguladığı gibi, bir şefkat, merhamet, adalet, hak medeniyetinin ta kendisi olmanın getirdiği bir sevinç!

Rauf Denktaş, cumhurbaşkanlığına veda ediyor ve halkın arasına iniyor. Denktaş'ı ben hep cephede durur gibi görmüşümdür. O her an, her dakika Kıbrıs'ı ve haklarını müdafaa için cephelerdedir. Müzakere cephelerinde, seçim cephelerinde, derdini anlatmak için çağrıldığı her yerde ve koşulda. Cephededir ama en iyi politikayı o yapar. İşi iyi kavradığı ve bildiği için tuzağa düşmez. Bu yüzden O'na kızarlar. Bir türlü tuzağa düşmez Denktaş. Lâfı da eğip bükmez. İncelikleri O'nun gözünden ve anlatımından kaçıramaz, saklıyamazsınız. O, "doğruyu söyleyen"dir. "Eğri konuşmalara" alışkın dokuz köye de bu yüzden yaranamaz. Ama asla, onun yaranmak gibi bir derdi yoktur ve galiba en büyük erdemi de budur. Kıbrıs elimizden hâlâ çıkmadıysa ve "Kıbrıs gitti gider" sonucunun "gitti"sini hâlâ gerçekleştiremedilerse, bu, Denktaş'ın bu büyük politik becerisiyle, cephedeki sağlam duruşundan dolayıdır.

Denktaş'ın o gün bir çok kimseye sitemi vardı ama en önde geleni sitemi de "basın"aydı. Bu, cephedeki kahramanı nedense bizim basının bir kısmı görmezden gelmeye devam ediyordu.

İngiliz gazetesi The Guardian'da, AB'yi yorumlayan bir yazar şunları söylüyor:

"Eğer AB, Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün bakiyesini içine alırsa bu, sonuçta Osmanlı İmparatorluğu'nun kaderini paylaşma noktasına kadar gidebilir. Avrupa Birliği'nin kendisi, Avrupa'nın hasta adamı haline gelebilir."

AB'nin yanlış bir yapılanmaya doğru gittiğini ve Türk-İslâm Birliği'nin neden Avrupa için de bir zaruret haline geldiğini bundan daha iyi anlatan bir cümle olamazdı.
ANA SAYFA