Prof. Dr.

Turan GÜVEN

Kadirli'nin Sarıdanışmanlı Köyünde 1950 yılında doğdu. İlk ve Orta okulu Kadirli'de, Öğretmen Okulunu Mersin'de okudu. Başarılı öğrenciler arasına girerek Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'na seçildi. Yüksek öğrenimini 1967-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nda tamamladı. Yüksek Lisansını 1975, Doktorasını 1979 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde bitirdi. Aynı üniversitede 1982 yılında Yardımcı Doçentliğe, 1990 yılında Doçentliğe yükseltildi. A. Ü. Fen Fakültesi'nde 23 yıl çalıştı ve Kırıkkale Üniversitesi'nde 1997 yılında Profesörlüğe atandı. 2001 yılından beri Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Ana Bilim Dalında görev yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası bilimsel kongrelere, kurslara katılmıştır. Yurt içi ve yurt dışındaki dergilerde yayımlanmış çok sayıda bilimsel makalesi vardır. Ayrıca 1986-1997 yılları arasında (12 yıl), Türkiye'deki bütün liselerde kitapları okutulmuştur. Bugüne kadar 20 kişiye Yüksek Lisans ve 7 kişiye Doktora yaptırmıştır. Çeşitli seviyelerde yayınlanmış yedi kitabı vardır.

 

"TÜRK-İSLAM" KİMLİĞİNE YENİDEN DÖNMEK

Allah, insanı, dünyadaki bütün nesneleri ve soyut kavramları isimlendirme ve tanımlama yeteneği ile yaratmıştır. Bu esnek ve gelişmeye müsait donanımımız olmasaydı, hayvanlardan ve bitkilerden hiçbir farkımız kalmayacaktı. Oysa, evrendeki olayları analiz edebiliyor, kendimizi geliştirebiliyor, kültürümüzü ve elde ettiğimiz kazanımlarımızı yeni nesillere aktarabiliyoruz. Kısacası, medeniyetler kuruyor ve medeniyetler yıkabiliyoruz. Yüksek ve özgün bir donanıma sahip olmayan bir canlının bunları başarması imkansızdır.

İncir çekirdeğinden daha küçük bir döllenmiş yumurtanın, yaklaşık 266 gün süren sayısız bölünme ve hercümerçleriyle, insan türünün tüm biyolojik özelliklerini taşıyan mükemmel bir varlık olarak inşa ediliyoruz. Hem yakın atalarımız olan ana ve babamızdan, hem de en uzak atalarımız Adem ile Havva'dan gelen özgün biyolojik mirası taşıyoruz. En az bunlar kadar önemli ve özgün olan bir özelliğimiz daha var ki, o da bizi diğer insanlardan ayıran bireysel farklılıklarımız ve kişiliğimizdir.

Bizi diğer insanlardan ayıran özelliklerimizin her biri, kimliğimizin ayrılmaz unsurlarıdır. Bunlar bizi tanımlar ve diğer insanlarla karışmamızı önler. Tenimiz bizi içinde yaşadığımız ortamdan nasıl ayırırsa, kimliğimiz de bizi diğer insanlardan ayıran sosyo-psikolojik bir gerçekliktir. Toplumdaki her bireyin kimliği, o bireyin bireysel tarihinin inşa ettiği bir kişiliktir.

Kimlik, bir tanımlama ve aynı zamanda bir tanınmadır. Dünya terazisinde hep onunla tartılır insanlar. Aile, toplum ve insanlık alemi içinde tarihî bir süreçte kazandığımız kimlik; aslında birbiri içine giren iki unsur üzerine inşa edilir: Din ve kültür. Bunlar bir kimliğin ana sütunlarıdır. Onlardan birini çekerseniz kimlik zedelenir ve milletler "kimlik krizine" girer. Sanıyorum bizim şu anda yaşadığımız kriz budur.

Türk kimliği, Türk kültürü ve İslam Dini üzerine inşa edildiği halde, İslam hayatın dışına itilmek suretiyle Türk milleti kimlik krizine sokulmuştur. Oysa, "Türk-İslam kimliği" bir cephesi ile bize özgü, diğer cephesi ile evrensel boyutta ve kucaklayıcıdır. Sözü dolandırmadan söylemem gerekirse, devamlı yeni bir medeniyet yaratacak öze (potansiyele) sahip.

Belki her kimliğin metafizik bir cephesi vardır; fakat bizim kimliğimizin özelliği vahiyle yoğrulmuş olmasıdır. İşte bu kimlik "Türk-İslam" kimliğidir. Biz bu kimliğimizi ne kadar reddedersek edelim, dostlarımız ve düşmanlarımız bizi bu kimlikle tanımaktadır. Gelecek yüzyıllarda -belki de on yıllarda- kimlikleri vahiyle inşa edilmemiş milletler, insanlığa güven veremeyecekler ve dünyayı etkileyen medeniyet kurma potansiyellerini kaybedeceklerdir. Medeniyet kurma cehdimizi koruyorsak, bunu, kimliğimize uygun büyük adımlar atarak göstermeliyiz. İslam'ın terörle özdeşleştirilmek istendiği bugünkü dünya şartlarında, Türk-İslam Birliği Dergisi'nin bu büyük adımı korkmadan attığını düşünüyorum.

e-mail: info@turkislambirligi.org